• Facebook'ta Paylaş
  • Twitter'da Paylaş
Üniversite Öğrencileri Nükleer Elektrik Santralleri Hakkında Ne Düşünüyor?
8/17/2011
Araştırma: Gamze KARAİN /Türkiye'nin geleceği olacak olan üniversite gençlerinin

Araştırma: GAMZE KARAİN 

gamzekarain@yesilbina.com

Üniversite öğrencileri bir ülkenin en dinamik yapı taşlarındandır.  Yaşadıkları ülkenin geleceğinin aydınlarıdır. Ülkenin seçilmişleridir bu öğrenciler. Eğitimleri boyunca bir çok sınava tabi tutulmuşlar, bir çok rakiplerini ve arkadaşlarını geride bırakarak ulaşmışlardır üniversiteye. Üniversite ilk ve orta öğretimden farklıdır. Sadece alınan derslerin başarıyla verilmesi değildir yapılması gereken. Bir üniversiteli her yönden geliştirmelidir kendini. Katılmak gereken sosyal aktiviteler, gidilip görülmesi gereken yerler, okunması gereken kaynaklar vardır ve geliştirmelidir kendini üniversiteli. Her soruya verilebilecek bir cevapları olmalıdır mutlaka.

Ülkenin gündemini bilmelidirler, ne olup bitiyor farkında olmalıdırlar. Bunlar yasal zorunluluk olmasa da sosyal bir zorunluluk olmalıdır. Buradan yola çıkarak belirlediğim bu konunun nedeni Türkiye’de nükleer elektrik enerji kurulmasının kararına varılmış olması ve hazırlıklara başlanmış olmasıdır. Türkiye’de bu konu gündeme geldiği andan itibaren, bu kararı destekleyen ve desteklemeyen çeşitli eylemler yapılmakta karşıt sesler ortaya çıkmaktadır. Peki bu nükleer enerjiye destek vermek ya da karşıt olmak için yapılan eylemlerin içinde yer alan üniversite öğrencileri gerçekten taraf oldukları konunun içeriğini biliyorlar mı? Nükleer enerji santralini neden destekliyorlar ya da neden desteklemiyorlar? Taraf oldukları görüşün içeriğinden ne kadar haberdarlar.

Bu amaç doğrultusunda yaptığım araştırmanın raporu, bu nedenle önem taşımaktadır. Türkiye’nin geleceği olacak olan üniversite gençlerinin farkındalıkları ne boyutta, hangi gerekçeye bağlı olarak bir görüşü savunuyorlar ve bunun hakkını ne kadar verebiliyorlar?

 

Evren ve Örneklem

         “Üniversite Öğrencileri Nükleer Enerji Santralleri Hakkında Ne Düşünüyorlar?” araştırma konusu için evren TC İstanbul Üniversitesi olarak belirlendi.

Örneklem için ise 6 farklı bölüm belirlendi. Bu bölümler şu şekilde:

1- Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü

2- Fen Fakültesi Fizik Bölümü ve Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü

3- Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Sınıf Öğretmenliği Anabilim Dalı

4- İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü

5- Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü

         Bölümlerin bu şekilde belirlenmesinin sebebi, araştırmanın tarafsız ve güvenilirliğini korumak içindir. 6 farklı bölümün 3 tanesi araştırma konumuzun alanına daha yakınken 3 tanesi konuya daha uzaktır. Ve her bölümden 50’şer öğrenciye anket çalışması yapılarak 300 öğrenciye ulaşılmıştır.

 

Sınırlılıklar

         Araştırmanın sınırlılıkları şu şekilde belirlenmiştir: Örneklemde yer verilen 5 fakülte ve 6 bölümün her birinde 50’şer öğrenci olarak net rakam olarak belirlenmiştir. Böylelikle toplamda 300 üniversite öğrencisine ulaşılacağı planlanmıştır. 300 öğrenciye yüz yüze anket çalışması yapılmıştır. 10 sorudan oluşan anket çalışmasında ilk 9 soru kapalı uçlu olarak, son soru ise açık uçlu olarak belirlenmiştir. Belirlenen 6 bölüm, araştırmanın güvenirliğini kaybetmemesi açısından konuyla ilgili 3 bölüm ve konuyla ilgisi 3 bölüm şeklinde seçilmiştir.

 

Araştırma Modeli

Araştırma modeli, öncelikle kaynak taraması olarak belirlenmiştir. Nükleer enerji nedir? Nerelerde nükleer enerji santralleri vardır? Nükleer enerji santrallerinin yararları ve zararları nelerdir? sorularının cevapları aranmıştır.

Kaynak araştırması çalışmasının ardından açık uçlu ve kapalı uçlu olmak üzere 10 adet anket sorusu hazırlanmış ve belirlenen evren ve örneklem ve sınırlılıklara göre anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Anket çalışmasının sonuçları değerlendirilmiş ve istatistiksel veriler bulunmuş ve grafik olarak hazırlanmıştır.

Son olarak alanın hocalarıyla görülmüş, değerli bilgileri alınmış ve bulgular ölçüsünde analizleri yapılarak yorumlanmıştır.

 

Nükleer Enerji Nedir?

Uranyum gibi ağır radyoaktif atomların bir nötrona çarpması ile daha küçük atomlara bölünmesi veya hafif radyoaktif atomların birleşerek daha ağır atomları oluşturması sonucu çok büyük miktarda enerji açığa çıkar. Bu enerjiye nükleer enerji denir. Nükleer reaktörlerden fisyon reaksiyonu ile elde edilen enerji elektriğe çevrilir. Daha basit bir tabir ile, radyoaktif elementlerin reaksiyonu sonucu ortaya çıkan enerjinin ısısı suya verilir ve ortaya çıkan yüksek ısılı, basınçlı buhar ile elektrik tribünleri döndürülür.

 

Nükleer Enerjinin Tarihi Gelişimi

Bu enerji kaynağı 16 temmuz 1945 tarihinde ABD’nin New Meksiko eyaletinde denenmesine karşın, dünya nükleer enerji terimini resmi olarak ilk II.Dünya Savası esnasında Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atılan atom bombalarıyla duymuştur. Nagazaki ve Hiroşima dramından sonra, önceki gayretlere ilaveten, birçok bilgin bu silahın yapımını önlemeye çalışmıştır. Bu silah yok edici, güçlü bir enerjiye sahiptir. Atıldıktan birkaç saniye sonra canlıları yakmak suretiyle, binaları yıkmak suretiyle yok eder. Radyoaktif maddeler körlük, kısırlık, kanser gibi bir çok yan tesirler şeklinde görülür ve bu etki yıllarca devam eder.

Nükleer enerji, üretiminde daha 60 yılını tamamlamamış yeni bir kaynaktır. Bu enerjinin barışçıl amaçlı kullanımı 1930’lu yıllara dayanmasına karşılık deneysel anlamda ilk reaktör 1942 yılında Enrico Fermi tarafındnan Chicago Üniversitesi bahçesindeki tesiste gerçekleştirilmiştir. Nükleer enerji kaynaklarından ilk enerji üreten ülkeler1955 yılı sonlarında ABD ve eski Sovyetler Birliği olmuştur. 1975 yılında 19 ülkede 157 santralin yapımı tamamlanmıştır. Böylece nükleer santrallerin elektrik üretim gizil güçleri 700MW’a ulaşmıştır. Aynı dönemde nükleer silah sanayinde benzer gelişmeler yaşanmıştır. 1970’li yıllarda petrolle ilgili enerji krizi, bu enerjiye bağımlı ülkeleri büyük ölçüde nükleer enerjiye sevk edilmiştir. Çünkü nükleer enerjinin o zamanki fiyatı alternatifleriyle rekabet edemeyecek düzeyde olduğu için uzun süre geniş çapta hayata geçirilememiştir. Daha sonra petrol kriziyle dünyada varillik petrol fiyatları 3 dolardan 10 dolara yükselince rakipleriyle yarışabilir hale gelmiştir. Genel olarak nükleer enerjinin dünya elektrik üretimindeki payı zaman zaman oluşan azalmalara rağmen, devamlı olarak artmıştır.

 

Türkiye’de Nükleer Enerji

Ülkemizde nükleer enerji elde etme çalışmaları 1955 yılında başlamıştır.  1956 yılında Başbakanlığa bağlı Atom Enerjisi Komisyonu kurulmuş, bunu 1961 yılında Büyükçekmece’de Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezinde 1 MW gücünde araştırma reaktörünün işletmeye açılması izlemiştir.

1982 yılında 2690 Sayılı Kanunla, Atom Enerjisi Komisyonu, Atom Enerjisi Kurumu olarak yeniden yapılanmıştır. Kurumun amacı nükleer enerjiden elektrik üretmek, çalışmaları teşvik etmek ve düzenlemek, nükleer tesislere gerekli lisansı vermek ve denetlemektir. 1967-79 yılları arasında, ülkemizde ilk nükleer santralin kurulması planlanmış, bu amaçla gerekli çalışmalar İsviçreli bir konsorsiyuma yaptırılmış; ancak 1977 yılında bitirilmesi planlanan santral, 1970-71 yıllarının ekonomik ve politik şartları nedeniyle bir türlü kurulamamıştır. 1970 yılında TEK bünyesinde kurulan Nükleer Santraller Dairesi ile santral kurmaya yönelik çalışmalar tekrar başlamıştır.  Santrale yer seçimi çalışmaları 1976 yılında tamamlanmış, Akkuyu için lisans alınmıştır. 1977 yılı uluslararası ihaleye çıkış yılı olmuştur. 1978-80 yılları arası İsveç Firması (ASEA ATOM & STALLAVAK Konsorsiyumu) ile yapılan sözleşme aşamasının son safhasında, gerek %5’ lik ön ödemenin karşılanamaması ve gerekse 1980 ihtilali nedeniyle istenilen sonuç alınamamıştır.

1983 yılında ülke elektrik enerjisi ihtiyacının bir bölümünü karşılamak üzere Nükleer Enerji Santralleri Kurumu kurulmuş; ancak 1991 yılında çıkarılan 3743 Sayılı Yasa, kuruluş kararnamesi şartları yerine getirilmediği için iptal edilmiştir. 1983-1984 yılları arasında KWU (Alman) ve AECL (Kanada) firmaları ile yürütülen ihale ve sözleşme çalışmaları farklı nedenlerle sonuç getirmemiştir.  Bu kez hükümetin “Yap-İşlet-Devret” modelini öne sürmesi sonucun olumsuz oluşunun asıl nedeni olmuştur.

1988 yılında TEK’in yeniden düzenlenmesi esnasında Nükleer Santraller Dairesi kapatılmıştır.1995 yılından sonra bu konudaki çalışmalar hızlanmış, Nükleer Proje Grubu önce müdürlük, sonra başkanlık statüsüne kavuşmuştur.  Şubat 1997 tarihinde uluslar arası nükleer santraller ihalesine çıkılmış, Ekim 1997’de teklifler alınmıştır. İhaleye NPI (Fransa-Almanya), AECL (Kanada-Japonya), WESTİNGHOUSE (ABD-Japonya) konsorsiyumları katılmıştır. Böylece 3000 MW’ a yaklaşan nükleer enerji programının başlatacak önemli bir aşama kaydedilmiştir.

 

Dünya’da Nükleer Elektrik Santrallerinin Bulunduğu Ülkeler

Nükleer Elektrik

Tablo 1- Dünya’da nükleer elektrik santrallerinin bulunduğu ülkeler

                                                   

-- çalışan reaktörü olan ve yeni reaktörler inşa eden ülkeler

-- çalışan reaktörü olan ve yeni reaktörler inşa etmeyi planlayan ülkeler

-- reaktör inşa eden ülkeler

-- reaktörler inşa etmeyi planlayan ülkeler

-- çalışan reaktörü olan ve durumu değişmeyen ülkeler

-- çalışan reaktörü olan ama aşamalı olarak kapatacak ülkeler

-- sivil nükleer enerjinin yasal olmadığı ülkeler

-- reaktörü olmayan ülkeler

 

Nükleer Elektrik Santrallerinin Yararları ve Zararları

         Dünya üzerinde şuanda 441 reaktör çalışmaktadır. Bu reaktörlerde Çernobil olayının dışında önemli olarak nitelenebilecek bir kaza yaşanmamıştır.

Nükleer enerjiden vazgeçilememesinin nedeni olarak, bir nükleer santralin ortalama 1000 MWe gücünde olması gösteriliyor. Bu nedenle tek bir santralin bile kapatılması büyük bir enerji açığı ortaya çıkarmaktadır.

İstanbul Teknik Üniversitesi Nükleer Enerji Enstitüsü Nükleer Araştırmalar Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Beril Tuğrul’un konuyla ilgili görüşleri şöyle: “Nükleer elektrik santralleri için elbette ki tehlike vardır ve hiçbir zaman sıfırlanmayacaktır. Fakat fosil yakıtla çalışan santrallerde nükleer santraller kadar belki de daha fazla tehlikelidir. Üstelik nükleer santraldeki tek bir sızıntı bile ölçülebiliyor. Karbondioksit miktarı takibi daha zor. Dünyanın iklimini bozduğu gibi insanlara da sigara içmişçesine zarar vermektedir.

Ben elde ne varsa kullanılması gerektiğine inanıyorum. Rüzgar enerjisi de güneş enerjisi de sonuna kadar kullanılmalıdır. Çünkü Türkiye enerji açısından fakir bir ülke sayılabilir. Öz kaynağımız olarak bir kömürümüz var ve onunda ısıl değeri yüksek değil.

Güneş enerjisi santrali için 5 MWe bile iyi bir kapasitedir. Şimdiki nükleer santraller ise 1200 MWe’lıktır. Tarım bir kenara bırakılıp, bütün Orta Anadolu güneş paneliyle kaplansa da, birkaç nükleer santralin ürettiği enerji ancak karşılanabilir.”

Nükleer elektrik santrallerinde yaşanabilecek en ufak bir sızıntı bile milyonlarca canlının radyona maruz kalmasına neden olacaktır. Ancak gerekli teknolojiyle yapılandırılması, her türlü ihmale yol açacak durumların ortadan kaldırılması ve denetlemelerin tam anlamıyla yerine getirilmesi durumunda herhangi bir tehlike söz konusu olmayacağı öngörülmektedir.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı verileri, bir canlının bir yılda 2,8 msv radyasyona maruz kaldığını ancak bu miktarın ancak % 1’i Nükleer elektrik santrallerinden kaynaklandığını ortaya koymaktadır.

Nükleer teknolojide, ileri teknolojiye yatırım yapılması suretiyle enerji ithaline olan bağımlılık azalacaktır. Bu sayede, yeri geldiğinde başka yüksek teknolojilere nüfuz edilmesi de mümkün hale gelecektir.

 

Anket Araştırmasının Sonuçları

Belirlenen evren içinde, örneklem çerçevesinde belirlenen 6 bölümde, 300 üniversite öğrencisinde uygulanan anket çalışmasının sonuçları grafik halinde belirlenmiştir. Bunlara göre ilk 6 soruyu kapsayan bilgi ölçümü sorularına verilen cevapların yüzdeleri şöyledir:

Nükleer Elektrik

Tablo 2- Bilgi ölçüm grafiği

            Bu grafiğe göre, 300 üniversite öğrencisine yapılan anket sonucunda, öğrencilerin     % 46’sının nükleer enerji santralleri hakkında bilgi sahibi olduğu görülürken,   % 54’ünün gerekli bilgiye sahip olmadığı görülmektedir.

         300 öğrenci arasından 8 öğrenci tüm sorulara doğru cevap verirken, 2 öğrenci hiçbir soruya doğru cevap verememiştir.

         Kişisel yaklaşımlar kapsamında hazırlanan diğer 4 sorunun ise cevap grafikleri aşağıda yer almaktadır:

 

7.soru- sizce ülkemizde yapılması planlanan nükleer santral için en büyük risk nedir?

Nükleer Elektrik

Tablo 3- Türkiye’de yapılacak nükleer santral için en büyük risk grafiği

7.soruda 300 üniversite öğrencisine, Türkiye’de yapılacak nükleer santral için en büyük riskin ne olduğu soruldu.

Burada yer alan grafiğe göre, öğrencilerin % 48’i en büyük risk olarak, Türkiye’nin nükleer enerji konusunda yeterli teknoloji ve deneyime sahip olmamasını söylerken % 34’ü nükleer santralin kurulması için seçilen bölgenin deprem riski taşıdığını, % 13’ü santralin yabancı bir ülke tarafından işletilecek olmasını, % 5’i de olası bir terör saldırısının etkisini işaretlemişlerdir.

 

8.soru-sizce ülkemizde yapılması planlanan nükleer santralin kazandıracakları nelerdir?

Nükleer Elektrik

Tablo 4- Türkiye’de yapılacak nükleer santrallerin kazandıracakları

         8. soruda 300 üniversite öğrencisine nükleer santrallerin Türkiye’ye kazandıracaklarının ne olduğu soruldu.

         Bu grafiğe göre, öğrencilerin %34’ünün enerjide dışa bağımlılığı azaltacağını düşündüğü görülürken % 32’si bölgede kalkınma ve istihdam sağlayacağını ve % 20’sinin nükleer santralin ülkeye hiçbir katkısının olmayacağını düşündüğü görüldü. Öğrencilerin % 13 ise nükleer santrali teknolojik atılım olarak değerlendirdiği görüldü.

 

9.soru- uzun vadeli olarak yurt dışında kalma imkanınız olsa (eğitim, iş vb sebeplerle)         yaşayacağınız şehirde nükleer santral olması, kararınızda ne kadar etkili olurdu?

Nükleer Elektrik

Tablo 5- Gidilecek yabancı ülkede nükleer santralin olmasının etkisi

9. soruda 300 üniversite öğrencisine uzun vadeli olarak yurt dışında bulunmaları gerekse, gidecekleri ülkede nükleer santralin olmasının planlarına etkisi soruldu.

Bu grafiğe göre öğrencilerin % 74’ü, o ülkede nükleer santralin bulunmasının planlarına herhangi bir etkisi olmayacağını söyledikleri görülürken, % 26’sının yurt dışı planlarını iptal edeceklerini belirttikleri görüldü.

 

10.soru- lütfen nükleer santralleri neden desteklediğinizi veya neden desteklemediğinizi açıklayınız.

Nükleer Elektrik

Tablo 6- Nükleer santrali destekleyenler ve desteklemeyenler

         Açık uçlu olarak hazırlanan 10. soruda üniversite öğrencilerine nükleer santralleri destekleyip desteklemediklerini nedenleriyle soruldu.

         Öğrencilerden, % 51’i nükleer santralleri desteklemediklerini ifade ederken, % 33’ü nükleer santralleri desteklediklerini, % 16’sı ise bu konuda kararsız olduklarını ifade ettiler.

        

         Nükleer santralleri desteklemeyen üniversite öğrencilerinin destelememelerinin sebepleri genellikle şu şekilde:

- Olası kazalarda insan hayatını ve çevreyi onarılamayacak düzeyde hasara uğratmaktadır. Atıkları yok edilememektedir. Doğal kaynakları tahrip etmektedir.

- Daha güvenli ve yenilenebilir enerji kaynakları varken nükleer enerji kullanılmamalıdır. Çernobil kazasından dolayı Karadeniz bölgesi kanserde 1. sıradadır.

- Birçok olumlu tarafı olmasına rağmen çevreye verdiği kirlilik ve tehlike yadsınamayacak kadar fazladır. Bugünü değil bizden sonraki nesilleri etkileyecektir. Doğanın öcü kötü olabilir.

- Nükleer santral yerine daha çok su enerjisine dayanan bir sistem tercih edilmelidir.

- Her şeyde olduğu gibi nükleer elektrik santralinde eksik ve hatalı bir şeyler ve büyük ihmaller söz konusu olacaktır.

- Her alanda hızla gelişen teknoloji elbette temiz bir enerji sistemi bulacaktır.

- Tehlikeli, pahalı ve dışa bağımlılığı daha çok arttıracaktır.

- Olası saldırılarda hedef noktası olarak belirlenebilir.

Bilgiden ziyade, duygusal yaklaşan bir katılımcının verdiği cevap ise dikkat çekiciydi: “Sinopluyum. Bulutlar insan öldürmesin

 

         Nükleer santrali destekleyen öğrencilerin destekleme sebepleri genellikle şu şekilde:

- İstihdam alanı oluşturacak ve dışa bağımlılığı azaltacaksa ve çevreye zarar vermeyecekse destekliyorum. Birçok ülkede var.

- Çok özenle takip edilecekse, gerekli önlemler alınacaksa, ülkemizin çağdaş uygarlık seviyesine çıkması için gerekli görüyorum.

- Doğru kullanıldığında ve başka devletlerin elinde oyuncak olmadığında yararlıdır.

- Ülkenin enerji ihtiyacının büyük bir çoğunluğunu karşılayacaktır.

- Ülkenin kalkınması açısından yararlı olacaktır.

 

         Nükleer santral konusunda kararsız olduklarını belirten öğrencilerin genellikle gerekçeleri; enerji üretimi, kendi sermayemizi kullanabilmemiz, ekonomik kalkınma, istihdam sağlama açısından önemli ancak çevre ve canlılar açısından uzun vadede zararlı olarak belirlenmiştir.

 

Bulguların Yorumu

Bulguların sonucuna göre üniversite öğrencilerinin % 54’lük bir kısmının nükleer santrallerin ülkeye ne gibi yararlar sağladığını, hangi konularda zararları olduğunu ve risk teşkil ettiğini, işlevlerini ve çalışma sistemlerini bilmedikleri ortaya çıktı. Ancak buna rağmen öğrencilerin % 51’inin nükleer santral yapılmasına karşı oldukları, %16’sının da bu konuda kararsız oldukları belirlendi. Nükleer santral konusunda % 54’lük bir kısmın konuya ilişkin bilgisi olmadığı halde %51’in karşı çıkması bu konuda bazı durumları ortaya koymaktadır.

Ülkenin gündeminde bu kadar önemli bir yer tutan, hakkında hemen hemen her gün bir şeyler söylenen Türkiye’de nükleer santral kurulması konusunda, bu ülkenin geleceği olan ve her konuda bir sözlerinin olması gereken, bu ülkenin seçilmişleri olan üniversite öğrencileri, nasıl oluyor da konuyu bilmiyor oldukları halde bir taraf olabiliyorlar?

Çıkan sonuçlar doğrultusunda görüşlerine başvurulan İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Araştırma Görevlisi Hülya SEMİZ, konuyla ilgili şunları söyledi:

 

Medyanın bize verdikleriyle yetiniyoruz. Öğrenilen değil öğretilen (verilen) bir enformasyon var aslında. Medyada nükleer enerji santraline karşı yapılan eylemler veriliyor haberlerde. İzleyici ya da okuyucu medyanın verdiği enformasyonla yetiniyor. Yanlış mı yanlış, kötü mü kötü! İnsanlar düşünmüyor, sorgulamıyor. Benim yerime medya düşünmüş, birileri bizim yerimize düşünmüş karar vermiş. Verileni olduğu gibi kabullenme var.

Medya verdiği enformasyonu önce kendi biçimler yani kurgular. Hangi olgu ve olayın niçin ve nasıl olacağı, kime hangi koşullarda verileceğine kendisi karar verir. İnsanlar medya karşısında onları değerlendirip idrak edebilme şansına sahip değillerdir. Düşünme fırsatı verilmeden bir diğer enformasyona geçiş yapılır. İnsanlar da düşünmez yada düşündüğünü sanır bilgi edinmez, edindiğini sanır. Onun yerine birileri düşünüp bilgi edinmiştir. Kişinin sadece kabul etmesi kalır. Kişi de zaten çoktan kabul etmiştir.

Bu anket sonuçlarına göre, medya tarafından enformasyonun insanları ne kadar çok etkilediği, ama bir o kadar da bilgisiz ve düşüncesiz bıraktığı ortadadır. İnsanlar bilgi sahibi olmadan hüküm verebilmektedirler.

 

Medya’nın etkilerini anlayabilmek için, kitle iletişim araçlarının etkilerini anlamak adına oluşturulan  ilk teorilerden biri sihirli mermi teorisidir.

“Sihirli Mermi Teorisi, kitle iletişim araçları tarafından bireysel olarak etkilenen farklı yaşam tarzına sahip, belli bir tanımı olmayan insan gruplarının tüketici kitlesi olarak ele almıştır. Medyaya tepki kolektif bir deneyimden çok bireyseldir. Bu yaklaşıma göre insanlar bilgiyi herhangi bir aracı kullanmaksızın doğrudan kitle iletişim araçlarından alırlar. Oluşan tepki bireyseldir.  Diğer insanların nasıl etkilendiği üzerine temellendirilmemiştir. İnsanların ise kitle iletişim araçlarını nasıl etkilediği üzerinde hiç durulmamıştır.

Psikologlar ve sosyologların sihirli mermi teorisi üzerinde çalışmaya başlamalarından bu yana konuya tam bir açıklık getirilmediği görülmüştür. İnsanların neden medyadan gelen iletilere tepki gösterdiği açıklanamayınca alt gruplar fikri ortaya atılmıştır. Elde edilen bilgilerin bir bölümü, medya ile haşır neşir olan diğer kişilerden alınır. Medyanın iletilerini diğer kişilere aktaranlar bu gruptur. Bu ileti aktarıcı kişiler gatekeeper (kapı bekçisi) rolü oynarlar. Çünkü bir medya organizasyonundaki gatekeeper kitlenin bilgi çevresini ya genişletir ya daraltır.”

Günümüz medya dünyasında, basın içerikleri yoluyla kamuoyu, içi boşaltılmış bir kavrama dönüşüyor. Medya özellikle sokaktaki adam böyle düşünüyor propagandasını kullanıyor ve bu yolla insanları ikna ediyor.

“İnsanların bildiği pek çok şey, onlara ikinci yada üçüncü elden, kitle medyasından yada diğer insanlardan ulaşır.”

“Bazı insanlar, çoğunlukla daha iyi eğitim almış olanlar, bilfiil enformasyon arar; ancak çoğu, eğer edinilebilir durumdaysa, fazla bir çaba göstermeden enformasyona ulaşır. Enformasyon kendiliğinde içeri girer. Berelson’un özetlediği gibi: her bir konuyu pek çok kişi ‘duyar’ ancak çok az kişi ‘dinler’.”

 

         Konuyu bu bilgiler ışığında ele aldığımızda, bireylerin kitle iletişim araçları eliyle yönlendirildiği görülmektedir. Bireyler, kitle iletişim araçlarının etki alanının genişlemesiyle sorgulamayan, araştırmayan, okumayan sadece verileni alan kitleler haline dönüşmüşlerdir. Her gün televizyon ekranlarında ve internet üzerinden topluma sunulan şeyler bireyler için yeterli görünür bir konuma ulaşmıştır. Tembelleşen ve uyuşuklaşan bir toplumunun sonucunda henüz 20li yaşlarda olan üniversite öğrencileri de bu uyuşukluğun eseri olarak ortaya çıkmışlardır. Gazete okuma yüzdesinin bile çok düşük olduğu bir toplumda, her şeyin internet aracılığıyla ulaşılabildiği bir ortamda kütüphaneler birer müze haline dönüşmüştür.

Okumayan, araştırmayan ve sorgulamayan bir toplumun meyvesidir üniversite öğrencileri. Eğitim hayatları boyunca sadece derslere ve sınavlara yoğunlaştırılan öğrenciler müfredat dışındaki konulara uzak kalmışlardır.

         Bu nedenledir ki üniversiteliler, gündemde bu kadar önemli bir yer tutan Türkiye’de nükleer enerji santrali hazırlıkları hakkında fikir sahibi olmadan taraf olabilmektedirler.

 

Öneriler

         Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği gibi Türkiye’nin muasır medeniyetler seviyesine ulaşabilmesi için öncelikle toplumun kitle olmaktan çıkıp birey olduklarının farkında olmaları gerekmektedir. Her birey nerede hangi konumda olduklarının farkında olmalı ve bulundukları konumun gerektirdiklerini iyi belirlemelilerdir. Okuyan, araştıran, düşünen ve sorgulayan bir toplum için kişilerin öncelikli olarak farkındalıklarını geliştirmeleri gerekmektedir.

         Toplumun gelişmesi ve bireylerin farkındalıklarının artmasının yolu üniversite öğrencilerinde başlamaktadır. Bir ülkenin geleceği için en önemli yapılardan biri olan üniversiteler izleyen değil düşünen, bilinçli olarak sorgulayan ve taraf oldukları görüşün tüm incelikleri bilen, irdeleyen bireyler yetiştirmelidir.

 

KAYNAKÇA

1) Kadir TEMURÇİN ve Alpaslan ALİAĞAOĞLU, Nükleer Enerji ve Tartışmalar Işığında Türkiye’de Nükleer Enerji Gerçeği, Coğrafi Bilimler Dergisi, 2003

2) İTÜ.NET.HABER, Prof. Dr. Beril TUĞRUL ile Nükleer Enerji Üzerine Bir İnceleme Röportajı

3) Türkiye Atom Enerjisi Kurumu

4) www.nukleer.web.tr, Nükleer Enerji Dünyası Web Sitesi

5) İleti Tasarımında Haber, Prof. Dr. Nurdoğan RİGEL, Der Yayınları, 2000

6) Matriksi Şimşek Olan Metinler, Editörler Prof. Dr. Nurdoğan RİGEL, Yard. Doç. Dr Şebnem ÇAĞLAR, (Kitle Medyasının Gündem Yaratma İşlevi/ Maxwell E.Mccombs&Donald L. Shaw), Anonim Yayıncılık, 2009

izinsiz yayınlanamaz ve alıntı yapılamaz.

  • "
Yorumlar
Bu haberi yorumlayabilir ve facebookta paylaşabilirsiniz.
Tasarımcılar
Yeniliklerden haberdar olmak için;
Tedarikçiler
Ürünlerinizi tanıtmak için;
  • YEŞİL  UYGULAMALARI
  • Sürdürülebilir Arazi
  • Su Verimliliği
  • Malzemeler
  • İç Mekan Kalitesi
  • Enerji ve Atmosfer